Sezon Başı Kampı

Sezon Başı Kampı

Son zamanlarda içinde kamp geçen çok yazı yazdım ama kamp mevsimindeyiz yahu, normal değil mi? Bu yazıda profesyonel futbol takımlarının sezon başı kamplarından bahsedeceğim, sakıncası yoksa. Dikkatinizi çekerim ki; yine önce havadan sudan bahsedip yazının ilerleyen kısımlarında önemli konulara gireceğim. Stilimi değiştiremiyorum arkadaşlar, beni böyle kabul edin açık mert korkusuz.

Gençliğimde takımlarımız Uludağ, Bolu, Kızılcahamam’da yaparlardı yaz kamplarını. O zamanlar kulüplerin bütçeleri şimdikilerle kıyaslanamayacak kadar azdı. Şimdi para var huzur yok ama Avrupa’da kamp var. Ha eskiden de huzur yoktu, karışmasın. Eski zaman seviciliği yapmıyorum.

O zamanlardaki takımların hedefleriyle şimdikilerin hedefleri de farklıydı. Takımlarımız çok çok şanslı kura çekmezlerse ilk turda elenir geri dönerdi.

Şimdi işler değişti. Ligimizden 6 takım birden Avrupa kupası maçı oynayabiliyor. Ayrıca, futbolcularımızın bilgi ve görgülerini arttırmaları açısından da kesinlikle çok faydalı yurt dışı kampları.

Kamp önemlidir değerli arkadaşlar. Çoklu faydası vardır kampın. İş sadece yüksek rakımlı ve ağaçlıklı bir yere gidelim de kondisyonumuzu arttıralım konusu değildir.

Yüksek ve ağaçlıklı yer konusunun uzmanı değilim, konunun uzmanlarına “neden yüksek rakımlı yerde kamp yapılır” diye sormakta yarar var. Her türlü riski alarak bildiklerimi yazacağım. Kapaklarınıza hazırım.

Yüksek rakım tercih edilmesinin sebebi oksijenin az olmasıdır. Ciğerler az oksijenli ortamda çalıştırıldıktan sonra deniz seviyesine indiğinde bol oksijenle çok daha iyi çalışır, diye biliyorum. Bir nevi Yeniçerilerin bileklerine ağırlık bağlayarak idman yaptıktan sonra savaşta ortalığı dağıtmaları gibi bir şey. Yeniçeri bildiğimiz Osmanlı askeri olan Yeniçeri olum, takımlardaki yeniçeri konusunu bir önceki yazıda işlemiştim, açın okuyun gökmenin gazetesi (Gökmen inşallah kızmaz lan böyle dedim diye ama okuyup okumadığını da öğrenirim bu tuzakla hahahahaha).

Sezon başı çalışmaları artık üçe ayrılıyor. Birincisi takımda kalan tüm profesyonel kadronun kulübün kendi tesislerinde yaptığı idmanlar. Tüm profesyonel kadro iddialı oldu, özel izin alanlar, milli takımlarıyla turnuva ya da hazırlık maçları oynayanlar, yeni transferler olmaz bu ilk çalışmalarda. Tesislerde olduğu için genelde kamp şeklinde de olmaz ama Fenerbahçe gibi Topuk Yaylasında uygun tesisiniz varsa mis gibi kamp da yapabilirsiniz.

İkinci bölüm genellikle yurt dışında olur ve bu artık kamptır. Teknik direktör kamp kadrosunu belirler ve götürülmeyen topçuya “seni düşünmüyorum” mesajıdır. Götürülmeyen topçu bir yandan kulüp bakarken bir yandan da tesislerde idmanlarına devam eder. Kiralık ev arar gibi sokak sokak dolaşmadığı ve bu işleri menajerler yaptığı için içi içini yiye yiye idmanlara devam eder. İsterse tayin edilen antrenörle idmana çıkmasın hemen notere zabıt tutturulup gerekirse sözleşme feshi bile yapılır.

Kampa götürülmeyen topçu olmak zordur arkadaşlar. Bütün arkadaşlarınızın sınıfı geçip sizin okulu uzatmanız gibidir hatta daha beterdir. Oyuncunun kendine güveni eksikse kafasının içini fareler kemirir. Ne olacağım ben, takımda kalabilecek miyim, başka kulübe transfer olabilecek miyim, aldığım para çok düşecek mi, daha iyi şartlarda kontrat alabilir miyim? Zor sorular bunlar. Menajerle dakika başı konuşur, ailesiyle konuşur. Medyayla konuşur. Zor bir süreçtir.

Kampa götürülmeyip de sonradan takımda kalan ve hatta ligde forma giyen oyuncu sayısı çok azdır. Benim en net hatırladığım iki oyuncudan biri Bülent Korkmaz, diğer Sabri Sarıoğlu. Galatasaray’ı iyi bildiğim için aklımda bunlar kalmış, başka kulüplerden başka oyuncular aklınıza geliyorsa yorum kısmına yazın. Ha yazıyı okuduysanız öyle ya da böyle yorum yazın arkadaşım, patron okunduğumu anlasın ki işimize devam edelim. Şimdiden eyyyyvallah :)

İkinci etap çalışmalarına izinli topçular ve mümkünse yeni transferler de katılır. Genç topçular ve yeri sallantıda olanlar kendilerini hocaya beğendirmek için uğraşıp dururlar. O kadar topçu arasından sıyrılıp takımda kendine yer bulmak zor iştir. Herkes ne olduğunun ve olacağının farkındadır. Bu dönemde yaşadığı gerginlik yüzünden çok futbolcu heba olmuştur.

İkinci etap sonunda kadronun artık indirilmesi gerekir. Fizikselden çok mental sağlamlık gerektiren bir süreçtir bu. İlk etabı geçmek yetmez, ikinci etaptan da sağ çıkmak önemlidir. Sezon boyunca takımın en azından idmanlarına çıkabilecek miyim yoksa alt liglerde de olsa transfer yapabilecek miyim, bonservisimle mi verirler, kiralık mı giderim? Kafaları kurcalayan bu sorular sağlam olmayan zihinleri bulandırır, sahadaki oyuna da etki eder. Olacağı kadar olamayanların çoğu burada elenir gider, yazık olur.

Bu arada bolca hazırlık maçı oynanır. Çok eskiden takımlarımız Avrupa’nın köy takımlarıyla maçlar yapar, 10-0 falan kazanırdı. Bizler ezik olduğumuz için bu galibiyetlere bile sevinirdik, ne de olsa Avrupa takımını yendik olum diye havaya girerdik. Çok aptalmışız be.

Hazırlık maçlarında kendilerini gösterenler için 23 kişilik kadroda yer bulmak ya da oynayabilecekleri takıma gitme olanakları yüksek olur. Ancak bunun farkında olanlar başarabilir.

Hocalar için de zordur. Kadroyu azaltmak, ideal 11 kurmak, idman kadrosunu sağlam tutmak ve mümkünse takım içinde şık bir rekabet yaratmak zorlu işlerdir. Tvlerde moda programlarında kadınları görmüşsünüzdür, şık olmak için kombinler yaratmaya çalışıyorlar, puan alıyorlar falan (aynen ben de sizin gibiyim, kendim izlemedim de bir arkadaş anlattı yoksa ben hep belgesel). Hatta birbirleriyle kavga ediyorlar, çirkefleşiyorlar. Takım kurmak kombin yapmak gibi basit bir şey değil canım kardeşim. (lütfen bu yazıyı kadınlar okumuyor olsun).

Takım oluşturmak konusunu zaten önceden yazdığım için detaya girmeyeceğim, yazı bu sitede, mevzubahis.com ‘da yani.

Bizim gibi ülkelerin takımlarının iskeleti ne olursa olsun yerli oyunculardan oluşur ve hepimiz biliyoruz ki bizim oyuncuların fundamentalleri eksiktir. Bu açığı bol mücadele ve arkadaşlıkla aşmak durumundayızdır. Tarihte başarılı olmuş kulüp ya da milli takımlara bakarsanız net şekilde bu iki sosu görürsünüz. Ayrıca bizim kulüplerin bütçeleri özlenen başarılara ulaşmak için yeterli değil.

Yani ki, teknik direktör takımda arkadaşlığı da sağlamak zorundadır. Şimdi bu cümle üzerine bazı genç arkadaşlar çıkıp arkadaşlık olmak zorunda değil deyip Avrupanın kalburüstü takımlarından örnekler verecekler. Daha önce hep oldu da oradan biliyorum.  Bak canım kardeşim, o takımların aldığı oyuncuların fundamentali ve de mantalitesinin bizim takımlarımızdaki oyuncuların ortalamasıyla hiç alakası yok, düzey olarak yanlarına yaklaşamayız. Zaten başarı olarak yanlarına yaklaşamamızdan da belli değil mi? Arada sırada sağlam takımlar kurup onlara kafa tutuyoruz ama sürekli olmuyor. Neden acaba? Bir de yukarıda bahsettiğim gibi başarılı takımlarımıza bir bak. Daha önce de söylemiştim, bize hep “takım arkadaşını sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın” diye öğrettiler de o işler öyle olmuyor işte, sevmediğine saygı da duyamıyor topçu.

Haaa, ideali elbette kulüplerimizin hem bütçe hem de yerli oyuncu kalitesiyle üst düzeye çıkması ve takım kurarken puzzle gibi onu çıkar, bunu al yapacak düzeye gelmesi. Bunu sağlamak için çok ciddi ama öyle böyle değil çok çok ciddi altyapı hamlesine ihtiyaç var. Fatih Terim’den Ocak ayında beklediğimiz konuşma yapılamadı ve geldik Ağustos’a, ben hala sabırla bekliyorum hocayı.

Bunların dışında kampta hayat nasıl geçer? Bir Meksikalı ne yapar ile bir topçu kampta ne yapar sorusunun cevabı aynıdır: Uyur. Kartepe’deki kampta gördüm ki; mevzu futbolcuyla sınırlı değil, sporcu kampta uyur. Günde ağır çift idman yapınca uyku ihtiyacı normal.

Kampta eşini, çocuğunu, sevgilisini, annesini, babasını özleyen olur. Hele yılların topçuları çok sıkılırlar uzun kamplardan ama iştir yapacak bir şey yok.

Topçu milletinin bir şeyi öğrenmesinin kaynağı güvendiği birileriyle muhabbet etmektir. Kitap okuyan benim zamanımda neredeyse hiç yoktu (hatta takımda entel krizi başlıklı bir taslağım vardı ama Cüno benzeri bir şeyler yazınca elimde patladı, yazı unutulursa salarım belki:))) artık kitap okuyan topçular var. Playstation eskiden çok oynanıyordu ama şimdilerde sanırım topçunun zamanının çoğunu whatsapp, twitter, facebook, instagram alıyor.

Bir de kamplarda disiplin önemlidir. Hangi yemeğe hangi renkler giyilerek inilecek bile bellidir. Kombin önemli, milyonlarca kadın yanılıyor olamaz.

Geçenlerde Beyaz Gölge basketbol bireysel gelişim kampında sporcuların mental durumlarıyla ekip olarak ilgilendik. Kamp boyunca basketbolcularla bire bir görüşmeler yaptık. Takım kampı değildi ve bu yüzden birçok şey farklı cereyan etti ama oyuncuları sürekli gözleyebilmek oyuncuların mental durumlarını tespit etme anlamında çok faydalı oldu. Aldığımız geri dönüşlere göre oyunculara da epey faydası oldu.

Neyse, sanırım son kamp yazımı yazdım. Kampa gitmeyip kamp yazılarına tahammül ettiğiniz için teşekkür ederim.

Makale tipi: 

Yorumlar

BENZER İÇERİK

Aslında maç hiç de korku-gerilim gibi başlamadı Akhisar savunmayı öne çıkarıp...
Owner
Başakşehir maçındaki filmin görüntü kalitesi, senaryosu, kurgusu, oyunculuğu,...
Tespit gibi tespitle başlıyorum yazıya. Galatasaray takımının deplasmanda...
Klasik bir başlık mı? Olabilir. Başlık atmak yazıyı yazmaktan zor valla....
Galatasaray maça rakibinin nickneymi gibi fırtına gibi başladı. Ali Sami Yen’de...
Valla iki tarafa da yarar bir sonuç oldu. Fenerbahçe Kadıköy’de kaybetmeme...

Aforizma

Bir atlet, cepleri para doluyken koşamaz. Kalbi umutla, kafası hayallerle doluyken koşabilir.

Emil Zatopek

ÜYELİK

Güncel

Beşiktaş'ta 3'er sarı kartı olan Gomez ve İsmail gibi Kayseri maçını hasarsız...
“Gereksiz bir şekilde topa çok fazla sert vurdum ve atışı gole çeviremedim. Bu son olsun... Bir...
“Yarışta ipler elinizde mi” sorusuna, Güneş’ten ilginç çıkış: "Biz ip atlamıyoruz, top oynuyoruz....
Süper Lig'in 31. haftasında Kayserispor'u 4-0'la geçen Beşiktaş, bitimine 3 hafta kala 73 puanla...
Beşiktaş son 13 yılın en yüksek puanını topladı. Ligin 31. haftasında Kayserispor'u 4-0 mağlup...